• DOLAR TL
  • EURO TL
  • Altın TL

KAN EMİCİLER!

Gazeteci Şükrü AĞIRMAN-0532 250 51 49

Gazeteci Şükrü AĞIRMAN-0532 250 51 49

E-Posta : sukruagirman@gmail.com

 27 Ekim 2014

 

KAN EMİCİLER!

 

Antalya öyle bir kent ki ‘Sen, ben, bizim oğlan’ diye sözde birbirimizi tanıdığımız bu kentte selam verdiğiniz adamın ne olduğunu anlamak bazen aylar bile alabiliyor. Bir bakıyorsunuz adam bir kan emici, bir sülük yani bildiğiniz bir tefeci çıkıveriyor. Nihayetinde kentte bir nüfus patlaması var ve dışarıdan büyük bir göç söz konusu… Eskisinden bu yana oturanları bir nebze olsun tanısak da yeni gelenleri tanımak neredeyse mümkün değil…

 

Faizcilik hukuken suç ve dinen günah olmasına rağmen bu işi yapanlar piyasada adam diye geziyor. Açılışlara katılıyor, bayramda seyranda ortada geziyor, taziyesi-düğünü olunca ünlü isimler, kentin ileri gelenleri onların yanında bitiveriyor…

 

Faizle borç para almak zorunda bırakılana sorsan para aldığı kişi; Allah’ına kadar bir faizci, tefeci, kan emici, sülük… Esnaf dostuna sorsan o bir ‘sallamacı’, dinimize baksan cehennemlik günahkar, hukuka baksan hapislik bir suç ama çevresine sorsan o bir işadamı!!! Hem de en babasından…

 

Haksızlık karşısında susan (samut) dilsiz şeytandır; samut adam olmayacaksın… Yani bu olaylar karşısında ne susacaksın ne de suskun olacaksın…

 

Sen hiç bir iş yapmayacaksın, bir kesimin sırtından hiç çalışmadan para kazanacaksın. Senin çileni özellikle de dar gelirliler çekecek. Bankalar, şirketler ve kurumlar faizle aldıkları paraları sıkıntıda olana daha yüksek faizle verecek… Kendileri de bunu bizzat ticaret ve üretimde kullanacak. Ödedikleri faizi maliyete ekledikleri için de sonunda bu faiz onlara değil, dar gelirli tüketicinin sırtına yüklenecek.

 

Tefecilerden faizle para alan vatandaşın ise vay haline… Ödeyemezlerse onların aile düzeni dahil her şeyleri yıkılacak…

 

Sen faizle para verip hiçbir emek sarf etmediğin halde daima kazançlı ve zengin olacaksın; senden faizle borç alan ise emek sarf etmesine rağmen hep zarar edecek.

 

Tefecilik yapan öyle adamlar tanıyorum ki haftaiçi spor arabalarla, Porşlarla; haftasonu Es Klass Mersedeslerle geziyorlar. Sorsan “Ben inşaatçıyım, çiçek böcek satıcısıyım, işadamıyım, çorbacıyım, müteahhidim abi” diyor. Bir diğeri çıkıyor işi büyütüp, belki de uluslararası uyuşturucu işi yapmak için çeşitli spor kulüpleri aracılığı ile çevre edinmeye, konsolos olmaya, dokunulmazlık elde etmeye çalışıyor.

 

Tefecilik yapanlara baktığımızda çevresine ve piyasaya ‘müteahhidim’ diyenin yanında galericilik yapan, jigololuk yapan, sınırdan geçerken arabası aranmasın diye fahri konsolos olmaya çalışan, belediyede işçilik yaparken kentte onlarca dairesi oluveren, çiçek miçek satıyorum ayağına bu işleri yaparken polise yakalanan, insanları bir şekilde tokatlayan, badigartlık yapan, mafya eskileriyle takılan, daire satma usulü iş yapan, tefeyle borç para isteyene 400 bin nakit verip bu paranın karşılığı olarak elindeki 500 binlik daireyi 600 bin liralık satış belgesi düzenleyip borç para isteyene imzalatıp 200 bin lira tefe kazanan,  önüne taş koyanı trafik kazası süsüyle yok eden, iş bitirmek için muhtarlarla sıkı fıkı olan, çeşitli otellerin danışmanlarıyla gazete satın almaya kalkan, işadamını tam ince noktasından vurmaya kalkarken başkasını vuran, döviz bürosu işleten, bir kilo altını 2 kilo altın karşılığı vererek kuyumculuk yapan, cep telefonu-kontör satan, zücaciyecilik yapan, POS cihazıyla tefecilik yapan da var… Var anam var yani… Demek ki hemen her türlü meslekten her türlü insan bu işe bulaşabiliyor…

 

Hele bir tanesi vardı ki 7-8 yıl önce yaşlı bir doktor teyzeye ‘yoksa yenge mi demeliyim’ jigololuk yaparken aynı zamanda onun beyaz çiroki jipini kullanıyordu. Şimdi çıkmış ‘ben müteahhidim bilader’ diyor, jigololuk ve tefeciliği es geçiyor.

 

Kıbrıs’ta bir kadını 500 bin dolara tokatlayanları da unutmadık zaar… Satın almak istediği araziyi adamdan alamayınca adamın kızını kafalayıp evlenen, böylece araziye ortak olan, üzerine diktiği binaları hülle yöntemiyle tefe parası alıp vererek iş yapan da var…

 

Bu işler ortaya çıkmasın diye ülkemizin çeşitli güzide illerinde; işyeri adliye olana, kolluktaki adamına, kilit noktalardaki bürokrata, belediye çalışanına çeşitli yöntemlerle ve tefecilikle elde ettiği dairelerden, evlerden veren de var… Market işletiyormuş, tekel bayisi çalıştırıyormuş gibi görünen de var… Bunlar hep bizim içimizde olan insanlar…

 

Toplumun kılcal damarlarına adeta sirayet eden ve artık yaptıkları işin doğası gereği en yakınlarındaki insanlar dahil herkesten şüphelenmeye başlayan bu tefeciler, kendisi hakkında konuşulan en ufak fikir ve bilgiyi bile takıntılı bir şekilde defalarca araştırıyor… Haklılar ve araştırmalılar da… Bazı durumlarda akrep denilen akrabalardan bu tip olaylarda biz gazetecilere de bilgi akışı olması bu kişileri çıldırtıyor…

 

E tabi ki bir de bu işleri yaparken birilerini besleyeceksin ki bir şeyler ortaya çıkmasın… Suyun başını tut ki ne olduğunu ve ne olacağını önceden bilesin… Ama bu kaleler yıkılır, o deveye de hendek atlatılır…

 

Bunların içinde öyle çakallar var ki bazılarını soruştursan “Abi 46 raporu var onun, kafa kırık, suç işleme ehliyeti yok” derler… Ama adama bakıyorsun görüntüde işadamı ve para içinde yüzüyor…            

 

Velhasıl diyorum ki tefe yaparsın ama ortaya çıktığı anda da adamı tefe koyarlar… Dansöz gibi oynatırlar, zıp zıp zıplatırlar…  Bu dünyada demir parmaklıklar, öbür dünyada cehennem azabı bekler…

 

Peki İslam dinimiz bu konuda ne diyor:

Kur’an-ı Kerim’de, faizin müslümanlara ilk haram kılınışı Âl-i İmrân Sûresi'nin 130’uncu âyeti ile olmuştur: "Ey iman edenler, faizi kat kat alarak yemeyiniz. Allah'tan sakının ki başarıya ulaşasınız" Bu âyetle, o devirde en çok uygulanan ve fakiri en çok ezen ‘fahiş ribâ’ yani bileşik faiz yasaklanmıştır. Daha sonra nâzil olan Bakara Sûresi’nin 275-276-278-280'inci âyetleriyle her türlü faiz kesinlikle haram kılındı. Faizi kesinlikle yasaklayan bu âyetlerin meâlleri ise şöyle: "Faiz yiyenler, mahşerde ancak Şeytanın çarptığı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların "alış-veriş de faiz gibidir" demelerindendir. Oysa, Allah alış-verişi helal, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Rabbından bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, geçmişi kendisinedir, onun işi (bağışlanması) Allah'a aittir. Kim de faizciliğe dönerse, işte onlar Cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır. Allah, faiz kazancını eksiltir, sadakaları ise bereketlendirir. Allah nankörlük eden hiçbir günahkârı sevmez. İnanıp yararlı işler işleyenlerin, namaz kılıp, zekât verenlerin Rabları katında ecir ve mükâfatları vardır. Onlar için hiçbir korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir de. Ey inananlar! Allah'tan korkun; eğer inanıyorsanız, faizden artakalan kısmı bırakın. Şâyet böyle yapmayacak olursanız, bunun Allah ve Resûlüne karşı açılmış bir savaş olduğunu bilin. Eğer tevbe eder de (faizden vazgeçerseniz), sermayeleriniz sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz. Borçlu darda ise, eli genişleyinceye kadar, ona mühlet verin. Eğer bağışlarsanız, bilesiniz bu sizin için ne kadar hayırlıdır. Allah'a döndürüleceğiniz ve sonra haksızlığa uğramadan herkesin kazancının eksiksiz kendisine verileceği günden korkunuz"

 

 

İzlenme: 1613 Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

Tüm Yorumlar
  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR